Yıldızlararası – Interstellar

Yıldızlararası - InterstellarEğer siz de beyin devrelerini yakmak istiyorsanız sinemanın yeni dahi çocuğu Christopher Nolan’ın son filmi Yıldızlararası tam sizlik. Film gizemli ama sıkıcı bir şekilde başlıyor. Tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Matthew McConaughey çiftçi olarak karşımıza çıkıyor fakat insansız hava aracını bilgisayar vasıtası ile indiriyor. Tabi bir şaşkınlık yaşıyorsunuz. Daha sonra okula gidiyor ve çocuğunun mühendis değil çiftçi olması gerektiğini öğreniyorsunuz. Burada bir sorun yok ama bize mühendis değil çiftli lazım sözü şaşkınlığını daha da arttırıyor. Tabi ondan sonra evde kitapların düzensiz bir şekilde kendiliğinden düşmesi var. Hayalet falan diye geçiştiriyorlar ama gizem daha da büyüyor. Sonra odaya giren toz ve yerçekimi birleşince yere bir şifre yazılıyor. Sonunda bu şifre o zamanın NASA’sının koordinatları çıkıyor. Dünya yok olmaya doğru gidiyor ve NASA solucan deliği vasıtası ile başka bir yıldız sistemine gidip yeni bir dünya bulma çabasında olduğunu öğreniyorsunuz. Tabi bu yıldız sistemi bir kara deliğin çevresinde dönüyor. Eski NASA pilotu olan Matthew’de seçilmiş olduğunu düşünüp görevi kabul ediyor ama bu çok uzun süre kızından uzak durmak anlamına geliyor. Kızı şiddetle buna karşı çıkıyor fakat adam gitmeye kararlı. Söylediği söz ise film hakkında size ipucu veriyor. Döndüğümde aynı yaşta bile olabiliriz.

Adam ekibi ile yola koyuluyor ve solucan deliğini geçip yaşan ümidi olan gezegenleri gezmeye başlıyor. İlk durak karadeliğin yakınındaki bir gezegen. Tek sorun kara deliğin yerçekimi etkisi ile bu gezegendeki bir saat dünyada 7 yıla eşit. Tabi bir de sorun yaşayınca birkaç saat sonra uzay gemisine döndüklerinde 23 yıl geçtiğini öğreniyorlar. Tabi bu sırada adamın kızı büyümüş ve NASA’da mühendis olmuştur. Babasının artık geri dönmeyeceğini bilir fakat içine acıtan babasının bilerek onu terk ettiği düşüncesidir.

Adam diğer yaşam vadeden gezegenleri dolaşırken sorun yaşar. Klasik insanoğlu sorunu. Bu sorundan kurtulmak isterken kendini feda eder ve kara deliğin içine sürüklenir. Tam bu sırada da kızı yerçekimi sırrını çözmeye yaklaşır. Odasındaki kitapların rastgele düşmediğini keşfeder. Yıllardır aradığı cevap aslında o odanın içindedir.

Sanırım bu kadar anlatmak yeter. Mutlaka izleyin. Fizik dalında master yapacak seviyeye geleceksiniz, beyin devreleri yanacak ama mükemmel iki saat geçireceksiniz. 10 üzerinden 10 bir film olmuş.

Mandıra Filozofu

mandira-filozofuHer şeye karşı olan Mustafa Ali’yi Çocuklar Duymasın dizisinde tanımış ve çok sevmiştik. Felsefi tartışmaları ile birçok alanda izleyenlerin kafasını karıştırmış ve sorgulamayı öğretmişti. Diziden ayrılırken de İstanbul hayatından bunaldığını ve köyüne dönmek istediğini belirtmişti ve öylece ortadan kaybolmuştu. Mandıra Filozofu da işte buradan yola çıkarak Mustafa Ali’nin köy hayatını anlatıyor bize.

Filmde çok zengin bir kişiyi canlandıran Rasim Öztekin hem eşinin dırdırını kesmek hem de otel yapmak için Mustafa Ali’nin köyündeki arsaları tek tek alır fakat bir tek Mustafa Ali arsasını satmaz. Avukatlar ve emlakçı işin içinden çıkamayınca adam bizzat köye giderek işi halletmeye karar verir.

Adam para ile her şeyi halledebileceğini düşünür ve Mustafa Ali ile bizzat görüşmeye gider. Fakat adam ne teklif ederse etsin Mustafa Ali ona felsefi bir cevap verir. Mustafa Ali’nin cevapları adamın aklını iyice karıştırmaya başlar ama diğer taraftan da işi hemen halledip İstanbul’a işlerinin başına dönmek ister. Ama Mustafa Ali ile yaptığı konuşmaları bir türlü aklında çıkaramaz. Bunun üzerine işi gücü bırakır Mustafa Ali’nin yanına gelir. O Mustafa Ali’yi ikna edemez ama Mustafa Ali onu her konuda ikna eder.

Hikayenin bundan sonrasını zaten tahmin edebilirsiniz. İnsan zaten filmi izleyince işi gücü bırakıp Mustafa Ali gibi yaşamak istiyor ama her şey filmdeki kadar kolay olmuyor ne yazık ki…

Pek Yakında – Cem Yılmaz

pek-yakindaTürkiye’de başarılı olmanın her zaman bir bedeli vardır. Bir işi ne kadar güzel yaparsanız yapın sürekli sizi çekemeyen ve eleştiren birileri olacaktır. Normal eleştiri olsa yine iyi fakat onların amacı sizi kıskandıkları için sizi kötüleyip aşağıya yani onların seviyesine çekmeye çalışmaktır. Cem Yılmaz da bu tarz eleştirilere en fazla maruz kalan kişi. Kendi seviyesini o kadar yukarı çıkardı ki onunla yarışmayı bırakın yanına bile yaklaşamıyorlar ve bu yüzden ona yetişebilmek yerine onu aşağıya çekmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de her türlü pisliğe başvuruyorlar.

Cem Yılmaz birkaç isim dışında yaptığı filmlerde kaliteye en fazla önem veren isim. En ucuzunu yapıp, zaten adım duyulmuş insanları sinemaya çekerim köşeyi dönerim mantığı ile film yapmıyor. Film yaptığı zaman en iyisi olması için tüm imkanlarını zorluyor. Pek Yakında filminde de bunu çok iyi görüyoruz. Buna rağmen yaptıklarını küçük görenler var. Bunu yaparken de aslında Hollywood ile kıyaslamaları Cem Yılmaz için bir övgü kaynağı farkında değiller. Hollywood imkanları Cem Yılmaz’da olsa ortaya ne filmler çıkar hayal etmesi bile güzel.

Diğer yandan Cem Yılmaz’ı Pek Yakında filminin reklamını yapmakla eleştiriyorlar. İşin en komik yanlarından biri de bu zaten. Bir insan emeğinin karşılığı alabilmek için reklam yapmayacaksa neden yapacak. Twitter’da yazdıkları eleştirildi, programlara çıkıp filmini tanıtması eleştirildi vs. Kendileri medyatik olabilmek için atmadıkları takla kalmıyor fakat başkaları normal bir reklam kampanyası yapınca kötü oluyor nedense.

Pek Yakında filmi Cem Yılmaz’ın zeka gerektiren komedi filmlerinden bir tanesi. Cem Yılmaz GORA filmi ile her zekaya hitap eden mükemmel bir komedi filmi yaptı. Böyle olunca da herkes ondan aynı tarz da bir komedi filmi bekledi ve bu yüzden de bir sonraki filmleri hep eleştirildi. Cem Yılmaz son zamanlarda herkese hitap eden komedi filmi değil de sadece belli bir kültürü olan ve leb demeden leblebiyi anlayanlara yönelik kaliteli komediye yöneldi. Bu yüzden izledikçe daha fazla beğeniliyor ve anlaşılıyor. Pek Yakında filmi de işte tam bu tarz bir film ve belki de Cem Yılmaz’ın en iyi filmi. İçinde komedi var, aşk var, duygusallık var, arkadaşlık var, bilim kurgu var, gerilim var fakat en önemlisi sıcak bir hikayesi var.

Eki 4, 2014 | Komedi
Kelimeler:

Lego Filmi

Lego FilmiLego dünyada en çok satan oyuncakların başında geliyor. Disney gibi tamamen çocuklara hitap ediyorlar fakat Disney filmlerini ürünlerini pazarlamak için mükemmel kullanırken Lego bunu bir türlü başaramamıştı. Yapılan tüm Lego filmleri çok amatörceydi ve büyük hayal kırıklıkları yaratmıştı. Lego Filmi ile yapımcılar bu kez işin kalite yönüne odaklanmışlar ve ortaya adam gibi bir Lego filmi çıkartmışlar.

Filmin konusu aslında çok klasik. Seçilmiş ile ilgili bir kehanet var ve bir inşaat işçisini yanlışlıkla herkes seçişmiş kişi sanıyor ve onun peşinden kötüler ile savaş başlıyor. Gerçeği öğrendiklerinde ise büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar fakat yapacak bir şey yok.

Filmde hemen hemen tüm Lego kahramanlarını görmek mümkün. Lego oyuncaklarının tüm özellikleri de filme yansıtılmış fakat bunu yaparken filmin kalitesini bozmamaya bu kez büyük önem göstermişler. Lego oyuncaklarında olduğu gibi karakterlerin yüzleri ve kıyafetleri değişiyor, binalar Legolardan yapılı ve sular bile lego suyu diyebiliriz.

Film baştan sona çok eğlenceli diyebiliriz. Kahramanımız basit bir işçi, kurallara uyan ve düzen içinde yaşayan sıradan biri. Tam değişikliklere karşı olan başkan gibi. Fakat kaza eseri sırtına bir lego parçası yapışıyor ve herkes onu seçilmiş kişi sanıyor. Başkanı durdurmak için harekete geçiyorlar.

Filmin sonu ise animasyondan çıkıp gerçek hayata geçiyor. Bir tarafta hayal gücü ile yeni şeyler yaratmak isteyen çocuk var, diğer tarafta ise her şeyin düzenli olmasını isteyen yetişkin. Mesaj da burada gizli zaten…

Eyl 15, 2014 | Animasyon, Komedi
Kelimeler:

Malefiz – Maleficent

malefizAngelina Jolie’yi son zamanlarında filmlerinden daha çok özel hayatıyla duyar olduk. Brad Pitt ile film çekimlerinde başlayan aşk ve Brad Pitt’in eşini aldatması ile birlikte bir anda kötü kadın imajı elde etmişti. Bu imajdan kurtulabilmek için kendini hayır işlerine adamış ve Hollywood’un kamera önünde en fazla hayır işi yapan oyuncularından biri haline gelmişti. Yaptığı işleri bu kadar insanların gözüne sokunca da yine eleştiri oklarının hedefi haline gelmişti. Bu yüzden ne yapsa da insanlara yaranamamıştı.

 

Malefiz filmi aslında bu açıdan tam Angelina Jolie’e göre bir film diyebiliriz. Film konusunda çok seçici olan oyuncunun neden bu filmi seçtiğini anlamak için filmi izlemek yeterli oluyor. Filmdeki cadımız aşk nedeni ile ihanete uğruyor, bu yüzden kötü kadın oluyor fakat sonunda yüreğindeki iyilik ortaya çıkıyor. Evet, konuyu basit olarak okuyunca da akla Angelina Jolie’nin hayatı geliyor.

 

Malefiz aslında çok iyi bir peridir ve kendi topraklarındaki canlıları insanlardan korumaktadır. İnsanoğlu ise bir yolunu bulup onun topraklarını işgal etmek ister fakat Malefiz çok güçlüdür ve kralın elinden bir şey gelmez. Diğer taraftan ise fakir bir çocuk daha küçük iken Malefiz ile tanışır ve arkadaş olur. Zamanla arkadaşlıkları aşka dönüşür fakat adamın en büyük hayali krallığı ele geçirmektir. Kral Malefiz’i öldürene kızı ile evlenme vaadinde bulunur. Bunun üzerine adam aşkını kullanarak Malefiz’i uyutur ve kanatlarını keser. Malefiz de intikam olarak yeni kralın kızını lanetler. Lanetinin gerçekleştiğinden emin olmak için de kızı takip eder. Fakat zamanla kıza sevgi besler fakat laneti kaldırmak artık mümkün değildir. Sadece gerçek sevgi laneti kaldırabilir ve Malefiz bunu bulmak için elinden geleni yapar.

Sağ Salim 2: Sil Baştan

Sağ Salim 2: Sil Baştan2012 yılında vizyona giren serinin ilk filmi Sağ Salim gerçekten mükemmel bir komedi filmiydi ve hatta en iyi türk komedi filmleri listesinde yer alacak kadar güzeldi. Fulya Zenginer, Burçin Bildik ve Alper Saldıran’lı kadro izleyenleri gülme krizine sokmuş, ölüm ilk kez bu kadar komik gözükmüştü.

Böyle olunca serinin ikinci filmi kaçınılmazdı fakat yapımcılar maliyeti kısarak kar amacı güdünce kadro değişmek zorunda kaldı. Alper Saldıran dizide yer almadı fakat seyirciyi aptal yerine koyar gibi Nihal karakterini bu kez Ezgi Asaroğlu’na vererek aynı kişiymiş izlenimi yaratmaya çalıştılar.

Sağ Sağlim 2 genel olarak güzel bir komedi filmi. İlkinin tekrarı gibi fakat yine de güldürmeyi başarıyor.

Film Salim ve Nihal’in gizlenmesi ile başlıyor. Tabi bu yolda yine başlarına gelmeyen kalmıyor ve Salim yine farkına varmadan tam bir ölüm makinesine dönüşüyor. Yol boyunca yine komik arkadaşlar ediniyorlar ve yine komik işlere imza atıyorlar.

Dizinin en ilginç kısmı ise Nazlı Tosunoğlu’nun mükemmel performansı. Farklı bir anne profili çiziyor ve kızı için her şeyi yapıyor. Murat Akkoyunlu ise kötü adam karakteri olarak iyi iş çıkartıyor.

Sağ Salim 2 gerçekten izlemeye değer bir film. İnsanı izlediğine pişman etmiyor ve izlerken güldürüyor. Büyük ihtimal serinin üçüncü filmini de çekerler gibime geliyor. Bu şekilde öldürmeye devam ederlerse kesinlikçe çekilir.

Malavita: Belalı Tanık – The Family

Malavita: Belalı TanıkLuc Besson sıra dışı aksiyon filmleri ile tanınan bir isim. Taşıyıcı ve Taksi bunların en açık örneklerinden. Filmin konusunun sıra dışı olmasının yanında filmler yer alan karakterler de yerinde ise biraz uçuk oluyor. Luc Besson, Malavita: Belalı Tanık filminde ise uçuk karakterlerden bir aile yaratmış.

Filmde Robert De Niro’nun canlandırdığı Giovanni Manzoni yada tanık koruma programındaki adı ile Fred Blake tanık koruma programı dahilinde ailesi ile sakin bir kasabaya yerleşirler. Ele verdiği peşlerindeki İtalyan mafyasından gizlenmek için sakin bir hayat yaşamaları gerekir fakat bu genlerine aykırıdır. Fred Blake normal vatandaş olarak ona pek saygı gösterilmemesi üzerine Giovanni Manzoni yollarını deneyerek işlerini halleder. Karısı dedikodulara kızar ve marketi havaya uçurur, oğlu ise onun yolunda giderek okulda tüm pis işleri yapmaya başlar, kızı ise normalleşmeye en yakın kişidir ve aşık olmuştur.

Tabi işler bu noktaya gelmesine rağmen dikkatleri üstlerine pek çekmezler ama kaderin inanması zor bir oyunu ile İtalyan mafyası onları bulur ve öldürmek için onları ziyarete gelirler. Böyle olunca da işler tamamen değişir ve aile yeniden kendileri olmaya karar verirler.

Filmin oyuncu kadrosu gerçekten mükemmel. Rebort De Niro ve Michelle Pfeiffer başrollerde yer alıyor. Tommy Lee Jones, Vincent Pastore ve Jon Freda gibi usta isimlerde onlara eşlik ediyor.

Aynı Yıldızın Altında – The Fault in Our Stars

Aynı Yıldızın Altında - The Fault in Our StarsJohn Green’in unutulmaz aşk romanı Aynı Yıldızın Altında sonunda beyazperdeye uyarlandı ve sevenleri ile buluştu. Kitap büyük beğeni toplayıp çok ses getirince film kaçınılmazdı zaten ama yapımcılar daha fazla para kazanmak için maliyeti olabildiğince kıstılar. Tecrübesiz bir yönetmen ile çalıştılar, oyuncu seçimlerinde pek tecrübesi olmayan isimleri seçtiler ve yaklaşık 12 milyon dolara filmi çekmeyi başardılar. Türkiye için bu para büyük olabilir ama Hollywood için ve böyle bir kitap için gerçekten çok az. Öyle ki film sadece açılış haftasında dünya çağında yaklaşık 100 milyon dolar gişe hasılatı yapmayı başardı. Yani daha ilk haftadan neredeyse on katını çıkarttı ve ilerleyen haftalarda bu çok daha fazla artacak.

Filmin baş rolü olan Hazel karakterini bir ara Grinin Elli Tonu için düşünülen Shailene Woodley oynuyor. Gus karakterini ise Ansel Elgort canlandırıyor. İkisi de rolünü gerçekten güzel oynuyor. Shailene Woodley masumiyeti, Ansel Elgort ise gülümsemesi ile iş yapıyor diyebiliriz.

Filmin konusu hemen hemen kitap ile aynı. Senaristler sadece ufak oynamalar yapmışlar. Van Houten ile karşılaşma değişmiş, sonu kısaltıp farklı bitirmişler, Hazel ve Gus’un tanışması biraz değişmiş. Bu tarz ufak değişiklikler dışında her şey aynı. Eğlenceli ve komik başlayan film hüzünlü bitiyor ve neredeyse insanı ağlatıyor.

Hazel ve Gus ikiside ölümcül hastalığı olan iki genç. Destek gurubunda tanışıyorlar ve aşık oluyorlar. Hazel’in en büyük tutkusu Van Houten’in kitabı ve kitabın devamını merak ediyor. Gus ona yardımcı oluyor ve Hazel sonunda Amsterdam’da bir buluşma ayarlıyor. Fakat parası olmadığı için gidemiyor ama Gus son dilek hakkını onun için kullanıyor ve ikili Amsterdam’a gidiyor. Van Houten ile tanışma çok kötü geçiyor fakat ikili romantik Amsterdam’da aşklarını farklı bir boyuta getiriyor. Geri döndüklerinde ise acı gerçek ile yüzleşiyorlar…

Kaptan Amerika: Kış Askeri

Kaptan Amerika: Kış AskeriDiğer Marvel süper kahramanlarına baktığımızda belki de en sönük kalanı Kaptan Amerika. Soğuk savaş döneminde milliyetçi duygular ile yaratılmış bir kahraman Amerika dışında hiç ilgi görmedi. Normalden daha güçlü olan bir Amerikan askeri profili çizerek askeri propaganda gibi sunmaları buna rağmen devam ediyor diyebiliriz.

Kaptan Amerika Kış Askeri filmi çıkarken en ilginç reklam filmin gelmiş geçmiş en iyi Marvel filmi olduğuydu. Hatta Chris Evans ve Scarlett Johansson bile röportajlarda bunu belirttiler fakat bunu söylerken yüz ifadeleri yapımcıların bunu onlara söylettiği ve kendilerinin de buna pek inanmadığını gösteriyordu. Zaten film vizyona girdikten sonra bunun ne kadar saçma bir reklam kampanyası olduğu da ortaya çıktı.

Filmde Yenilmezler filminde tanıdığımız SHIELD birliği saldırıya uğruyor ve Samuel Jackson’un canlandırdığı Nick Fury’yi ilk kez bir aksiyonun içinde görüyoruz. Bu kadar üst düzey birinin bu kadar üst düzey bir araç içinde saldırıya uğraması ve etrafında ona yardım edecek kimsenin olmaması, polisin bile, gerçekten ilginç bir senaryo anlayışı diyebiliriz.

Tabi Nick Fury kurtuluyor ve soluğu Kaptan Amerika’nın yanında alıyor. Ona fazla bir şey söyleyemeden ölüyor. Kaptan Amerika birden bire hain ilan ediliyor ve dışlanıyor. Ona tek yardımcı olan isim Kara Dul oluyor.

Karşısında kendisi gibi olan Kış Askeri var. Eski bir dostu ve o yüzden ilk başlarda öldürmüyor araklarına yatılarak film uzatılıyor. Sonunda her şeyin ardındaki ismi öğreniyorlar ve bir savaş başlıyor. Klasik bir sonla da film bitiyor.

Para Avcısı – The Wolf of Wall Street

Para Avcısı - The Wolf of Wall StreetFilmler gerçek hikayelerden esinlenilerek yazıldığında daha güzel oluyorlar. Özellikle hikaye bire bir doğruysa ve filmdeki karakterler hala hayattaysa işler iyice ilginç hale geliyor. Para Avcısı – The Wolf of Wall Street filmini tam böyle bir film.

Filmin yönetmeni olan Martin Scorsese’yi tanımayan yok artık. Bu tarz filmlerin en iyi yönetmenlerinden bir tanesi. Başrolde de Leonardo DiCaprio var. Ona son zamanların yükselen yıldızı olan Jonah Hill var. Adam bu tarz yan rolleri mükemmel oynuyor diyebiliriz.

Film genel olarak aksiyon, komedi, biyografi, erotik, macera ve dram karışımı diyebilirim. Filmde gerçekten çok fazla erotik sahne var ve bazıları oldukça da itici. Hele filmin başındaki sahne sizi neyin beklediğini çok güzel özetliyor aslında. Eğer bu tarz sahnelerden çekinmiyorsanız filmin genel konusu gerçekten güzel.

Adam borsacı ve işi ustasından öğreniyor. Fakat bir gün borsa çöker ve işsiz kalır. Uzun süre iş bulamaz ve borsanın en dibi olan yeni ufak şirketlerin hisselerinin satıldığı ve kar payı çok yüksek olan bir işe girer. Kelime oyunları ile satmayı çok iyi bildiği için bir anda çok büyük paralar kazanır ve kendi şirketini kurmaya karar verir. İşçilerine de nasıl satış yapması gerektiğini öğretir ve milyon dolarlar kazanan biri haline gelir. Tabi bunu yaparken seks, uyuşturucu ve kumar işin içinde yer alır. Bu kadar hızlı para kazanınca da FBA soruşturma başlatır ve tabi sonunda enselenir.

Hikaye basit olarak böyle. Yaşananların bazıları gerçekten çok komik. Bazılarına ise insan inanamıyor. Bunun dışında oyunculuk da mükemmel diyebilirim. İzlemeye değer bir film.