Ayla

Ayla, son zamanların en fazla konuşulan filmi olarak dikkat çekiyor. Filmin konusunu duyduktan sonra bu konuşulmanın reklam ürünü mü olduğunu yoksa gerçekten merak durumu mu olduğunu anlamakta zorlandım. Genelde bir film daha çıkmadan çok konuşuluyorsa bu güzel bir reklam kampanyasının sonucudur.

Ayla filmini ilginç kılan gerçek bir hikayeden beyazperdeye aktarılması. 1950li yıllardaki Kore Savaşında yaşanan gerçek bir olay ele alınıyor ve olayın da oldukça ilginç ve hüzünlü olması filme olan ilgiyi arttırıyor. Savaş sırasında Türk subayı savaş alanında küçük bir kız çocuğu bulur ve kimsesi olmadığını anlayınca da ona kendisi bakar. Fakat savaş sona erdiğinde kız çocuğunu yayında Türkiye’ye getiremez ve onu Kore’de bırakmak zorunda kalır. Yıllar sonra ise yeniden duygusal bir şekilde bir araya gelirler.

Ayla filmi de bu hikayeyi mükemmel bir oyuncu kadrosu ile vizyona taşımış. Filmde Çetin Tekindor ve Taner Birsel gibi iki usta isim dikkat çekiyor. Onlara İsmail Hacıoğlu, Ali Atay ve Murat Yıldırım gibi son zamanlarda adlarını sıklıkla duyduğumuz isimler eşlik ediyor. Ayla rolünü ise çocuk olarak Kim Seol, yetişkin olarak ise Lee Kyung Jin canlandırıyor.

Film oldukça güzel. Savaş filmleri pek ilgi görmez ve özellikle vizyonda Türk savaş filmleri pek göremeyiz ama buna rağmen Ayla filmi oldukça ilgi gördü. Bunda biraz yabancı hayranlığının da etkisi var. Türkü yüceltme ve duygusallık oldukça iyi bir şekilde kullanılmış. Oyuncu kadrosu da kaliteli olunca otomatik olarak başarı da gelmiş tabi.

Kingsman: Altın Çember

Kingsman serisinin ilk filmi çok hoşuma gitmişti. Hikaye olarak oldukça yaratıcı ve farklıydı. Fantezi karışı aksiyon sahneleri izleyeni gerçekten etkiliyordu. O yüzden ikinci filmini duyunca çok sevinmiştim. Oyuncu kadrosunu duyunca ise baya heyecanlanmıştım. Fakat film bazı noktalarda hayal kırıklığı yarattı.

Filmin oyuncu kadrosu mükemmel. Colin Firth yeniden hayata döndürülüyor, Taron Egerton ve Mark Strong yeniden geliyor. Ama eklentiler inanılmaz. Julianne Moore kötü karakter olarak eklenmiş. Dahası Channing Tatum, Halle Berry, Jeff Bridges ve Pedro Pascal da Statesman olarak karşımızda. En mükemmeli ise Elton John.

Fakat işin kötü tarafı bu eklentilerin filmdeki rolleri. Channing Tatum bir sahneden sonra bir daha görünmüyor. Jeff Bridges de aynı şekilde. Halle Berry de ne yazık ki bu filmde çok arka planda. En fazla Pedro Pascal ve Elton John var. Bu biraz hayal kırıklığı oluşturuyor.

Filmin aksiyon kısmı ise aynı. Kingsman yol ediliyor ve onlarda Statesman’dan yardım istiyorlar. Harry o ölümden Statesman tarafından kurtarılmış oluyor. Ekip kötü kadına karşı operasyon başlatıyor ve hem şaşırtıcı hem de uçuk bir son ile film bitiyor.

Film izlemeye değer. Eklenen oyuncuların kısa sahneleri can sıkıcı. Fakat serinin üçüncü filmi de gelecek ve bu eklentilerin aslında üçüncü film için yapıldığı belirtildi. Bir de belirtmem gerek. Çok sevdiğimiz Merlin ne yazık ki ölüyor. Üçüncü filmde geri gelir mi bilmiyorum ama onu geri getirecek bir jel olduğunu sanmıyorum.

Patron Mutlu Son İstiyor

Tolga Çevik emin adımlarla yükseldiği kariyerinin zirvesinde yer alıyor ve orada olmayı da fazlası ile hak eden bir isim. Patron Mutlu Son İstiyor filmi de onun güzel filmlerinden bir tanesi. Aslında filmin senaryosunu Yılmaz Erdoğan yazdı ve Yılmaz Erdoğan filmleri hemen hemen her zaman güzel oluyor. Ama başrole Tolga Çevik’in gelmesi filmi daha güzel hale getirmiş. Dahası Ezgi Mola gibi sempatik bir isim de yer alınca izlemeye değer bir hale gelmiş.

Film kendi içinde kendi senaryosunu anlatıyor aslında. Senaristlik yapan Sinan karakteri patronunun isteği üzerine Kapadokya’ya geliyor ve burada küçük bir butik otele yerleşip senaryo yazmaya çalışıyor. Tabi senaryo için gerekli konu sıkıntısı çekince kendi hikayesini yazmaya başlıyor. Butikteki kıza aşık olur ve onu etkilemeye çalışır. Bunun için yaptıklarını da senaryo olarak yazmaya başlar. Fakat işler pek umduğu gibi gitmez ve film mutsuz sona doğru ilerler ama patron bunun mutlu sonla bitmesini ister. Bunun üzerine Sinan hikayenin mutlu son ile bitmesi için geri dönüş yapar.

Filmde hikaye geçmişe de dayanıyor. Sinan’ın aşık olduğu kızın nişanlısının Sinan’ın eski düşmanlarından olması gibi. Bu da hikayeyi daha ilginç hale getiriyor. Bir de filmde bolca Kapadokya’nın güzellikleri de yer alıyor. Bu da görsel bir şölene dönüşebiliyor.

Patron Mutlu Son İstiyor tür olarak romantik komedi ve açıkça söylemek gerekirse Türk romantik komedi filmleri arasında üst sıralarda yer alacak kalitede olduğunu iddia edebiliriz. Zaten Tolga Çevik ve Ezgi Mola güzel bir ikili oluşturmuşlar ve bunu Tolga Çevik’in programına da taşıdılar. Siz de benim gibi izleyecek film bulamadıysanız bu filmi izleyebilirsiniz.

Transformers 5: Son Şövalye

Serinin ilk filmini dün gibi hatırlıyorum. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen Transformers beyazperdeye uyarlanıyor, hem de yönetmen Michael Bay olacak diye öğrendiğimde çok sevinmişti. Çıktığı Cuma günü gidip sinemada izlemiştim. Beklediğimin altında kalmıştı ama yine de güzel filmdi. Daha sonra ne oldu ben de anlamadım. Serinin her filmi ile film daha da geriye gitti. Hatta filmin başrol oyuncusu bile ne kadar saçma sapan bir film olduğunu açıklamış ve sonunda serinin kadrosundan çıkartılmak zorunda kalmıştı.

Serinin beşinci filmi de vizyona girdi. Öyle çıktığı gibi gidip izleme merakım yoktu. Gene hayal kırıklığı olacağını biliyordum. Yine de izleyecek bir şey kalmayınca izledim. Baya berbat bir film olmuş. Duyduğum kadarı ile Michael Bay bir daha Transformers filmi yönetmeyecekmiş. Bence işi tamamen bıraksın. Sırf manken kız götüreceğim diye filmi iyice berbat bir hale geldi.

Zaten filmin konusunun nereye gittiğini artık anlayamıyoruz. Sürekli geçmişteki bir sırrı transformerslara bağlama tutkusu var. Bu sefer de şövalyeleri ona bağlamışlar. Böyle giderse ilk insanı dünyaya biz koyduk diyecekler.

Yeni film daha yapacaklarmış. Michael Bay sözünde duracak mı bilmiyorum ama yapımcı olmaya devam edecek. Yani filmde aktif görev alır ve yine saçma bir iş çıkartırlar. Zaten fark ettiyseniz bazı sahnelerde hep eski filmlerin aksiyonlarını alıp yerleştiriyorlar. Bu şekilde maliyetten de oldukça kesiyorlar. İzleyen de var nasıl olsa. Kebap iş.

Ağu 26, 2017 | Genel

Wonder Woman

Nolan’ın klasik haline gelen Batman üçlemesinden sonra gözler tamamen Batman v Superman Adaletin Şafağı filmine çevrilmiş. Hiç kimse yeni Batman’den fazla umutlu değildi. Yeni Superman de pek etkileyici bir giriş yapamamıştı. Beklentiler pek yanılmadı ve Batman ile Superman’in mücadelesi umduğunu pek bulamadı. Fakat bu kötü filmden bir yıldız doğdu. Wonder Woman adeta gösteriyi çalmış ve tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Yapımcılar da çok gecikmeden hemen bir Wonder Woman filmi ortaya çıkardılar.

Kadın süper kahramanlar genelde pek ilgi görmez ama Wonder Woman çok beğenilmişti. Bunun üzerine bir kadın yönetmen ile Wonder Woman solo film olarak çekildi ve büyük de beğeni topladı. Sadece Batman v Superman’i geride bırakmadı. En büyük rakipleri Marvel’in de önüne geçmeyi başardılar. Bu açıdan bile Wonder Woman birçok alanda bir ilki oluşturuyor.

Tabi filmde dikkat çeken en büyük unsur Marvel’in çok kullandığı ve başarıyı yakalamasını sağlayan süper kahramanlara espri yeteneği eklenmesi. Wonder Woman’da da bunu çokça görüyoruz ve filmi de başarılı yapan bu aslında. Gal Gadot’un da fizik olarak karaktere mükemmel oturmasının da etkisi büyük. Bu sadece güzel kadın fiziği açısından değil. Aksiyon sahnelerinde performansı sırıtmıyor.

Film senaryo olarak aslında Batman v Superman’in benzeri. Abartılı çok fazla sahne var. Savaş alanındaki kurşunlardan kurtulma sahnesi fazla abartılı. Yine kasaba baskınında Wonder Woman tamamen gerçek bir kişilikten çıkıp işi gösteriye dönüştürüyor. Dahası kavga sahnelerinde Gal Gadot’un vücuduna odaklanılması da ayrı bir iticilik katıyor.

Tüm bunlara rağmen kadın bir süper kahraman olması, kadın bir yönetmenin başta olması gibi ekstra duygusal etkiler ile hak ettiği başarıyı kazandı. Dahası seri haline geleceği açıklandı ve ikinci filmin vizyon tarihi de belirlendi. Ortada daha konu yok ama Wonder Woman yeni Demir Adam olma yolunda ilerliyor.

Karayip Korsanları Salazar’ın İntikamı

Filmin yapımcılarından birinin söylentisine göre Salazar’ın İntikamı filmi yeni bir Karayip Korsanları üçlemesinin ilk filmiymiş ve bu üçleme ile de seri sona erecekmiş. Fakat filmin yarattığı hayal kırıklığı nedeni ile bu proje beklemeye alınmış.

Bu söylenti ne kadar doğru bilemiyorum ama açıkçası serinin bitmesini istemeyen biriyim. Karayip Korsanları gibi fantastik filmler sinemada pek yer almıyor ve dahası Johnny Depp’in canlandırdığı karakter her şekilde kendini izletmeyi başarıyor. O yüzden yapımcıların fikir değiştirip seriye devam etmelerini umuyorum.

Filme gelince ise eleştirileri anlamak mümkün. Filmler biraz kendini tekrar eder gibi görünüyor ama filmin sonu oldukça umut vericiydi. Uçan Hollandalının kaptanının geri dönüşü hikayeyi oldukça iyi bir noktaya götürebilir. Dahası Turner çiftinin de geri dönmüş olması mükemmel bir başlangıç olabilir.

Filmdeki Salazar oldukça başarılı bir kötü adam. Filmi oldukça başarılı bir şekilde taşıyor. Barbaso’nın hikayesini ise oldukça karıştırmışlar. Nereden nereye gelindi sorusunu sorduruyor. Hikayeyi daha ilginç hale getireceğiz diye böyle bir Barbaso hikayesi türetmeleri pek oturmamış.

Tem 15, 2017 | Fantastik

Recep İvedik 5

Recep İvedik filmlerini sevmeyenlerdenim ve zoraki olduğum için izliyorum sadece. Zaten seri son zamanlarda büyük tartışmalara neden oluyor. Bunlardan bir tanesi çok sevdiğim Mazhar Alanson’dan geldi. Recep İvedik’in bu kadar fazla izlenmesinin nedeni esprilerin herkesin anlayacağı kadar basit olması. Yani kafa yormaya gerek yok ve bu yüzden de izleyen herkes gülüyor. Cem Yılmaz filmleri artık o şekilde değil. Bunu bir kez GORA’da yaptı ve zaten en sevilen filmi o. Artık daha ince ve zekice espriler yapıyor ve dolayısı ile insanlar anlamakta zorlanıyor.

Fakat içimi acıtan bir makaledeki soruydu. Biz ne zaman İnek Şaban’dan Recep İvedik’e geçtik diye sormuş. Gerçekten acı bir gerçek. İnek Şaban bizden biriydi ve herkes severdi. Recep İvedik ise bizden biri değil ve herkes nefret ediyor. Gerçek hayatta kimse yanında bir Recep İvedik istemiyor ama izlemeye bayılıyoruz. Zaten taklitçi bir milletiz. Recep İvedik’in hareketlerini de taklit eden insanlar türedi artık. Fakat önemli olan gülmek ve biz gülerken sanat adına hiçbir katkısı olmayan birinin zengin olup paraları çatır çatır yemesi.

Aynı mantık Acun’da da yok mu? Hiç tanımadığımız kişiler kazansın diye bir televizyon kurmacasını izlerken, Acun kazandığı paralar ile Amerika’da yemiyor mu? Sahi kaç sevgilisi, kaç çocuğu var, gerçekten bilen var mı?

Her neyse. Recep İvedik 5 filmi de çok sıradan ve basit bir film. Recep İvedik 4 filmi biraz sıkıntı yaratmıştı. Şahan’da akıllılık etmiş, milli duyguları baya iyi gömmüş filme. Bu da iyi gişe getirdi. Bol bol yesin artık da kimseler çıkıp da kimse de çıkıp bir gerzeğin kadın sporcuları bu kadar ezmesine laf etmedi. Milli bayrağı sallamak hoşta Türklükte kızları böyle ezmek var mı?

Haz 11, 2017 | Komedi
Kelimeler: ,

Bu Dünyanın Dışında

Sinema dünyasında artık fantastik bilim kurgu filmleri denilince akla hemen uzay filmleri geliyor. Uzay alanında yapılan gelişmeler ile doğru orantılı olarak Hollywood da uzay filmlerine ağırlık vermeye başladı. Uzay denilince şimdilik akla gelen ilk şey de Mars tabi ki. İnsanoğlunun Mars’a gitme ihtimali üzerine birçok film yapılıyor ama Bu Dünya Dışında filmi işe ters açıdan yaklaşmış. Herkes Marsa gitmenin zorluklarından bahsederken film Marslı birinin dünyaya gelme zorluğuna değinmiş.

Filmde Marsa insan gönderme projesi gerçek oluyor ve bir grup astronot yola koyuluyor. Fakat bunlardan bir tanesinin hamile olduğu anlaşılıyor ve mecbur olarak marsta doğum yapmak zorunda kalıyor. Fakat yer çekimi farkı nedeni ile kadın doğum sırasında ölüyor ve bebek tüm dünyadan gizleniyor. Zaman ileri sarılıyor ve çocuk büyümüş olarak karşımıza çıkıyor. Onu dünyaya getirme fikri ortaya çıkıyor ve çocuk dünyaya ilk kez geliyor. Dünyadaki hayata alışmaya çalışırken bir Marslının dünyada yaşamasının tehlikesi ile de yüzleşmek zorunda kalıyor. Yer çekimi marstakine göre daha fazla olduğu için kalbi zorlanmaya başlıyor ve hayatta kalması için dünyadan gitmesi gerekiyor. Tabi bunun içinde ilk kez tattığı aşkı geride bırakması gerekiyor.

Bu Dünyanın Dışında filmi fikir olarak oldukça güzel. Aşk ile de birleştirerek güzel bir hikayeye imza atılmış ve yine de senaryo zayıf kalmış. Özellikle dünyaya ilk kez gelen birinin her şeyi çok kolay yapması biraz inandırıcılığı bozuyor. Yine de mutlaka izlenmesi gereken bir film diyebilirim.

May 20, 2017 | Bilim Kurgu, Romantik
Kelimeler:

Kong: Kafatası Adası

Hollywood daha King Kong hikayesini ne kadar çekmeye devam edecek çok merak ediyorum. Klasik hikayeye farklı canavarlar katarak değiştirmeye çalıştılar. Kong Kafatası Adası filminde ise konuyu tamamen değiştirmişler.

Açıkçası uzun zamandır bu kadar tutarsız bir görsek efekt filmi izlememiştim. Kong’un boyutunu bir türlü tutturamamışlar. Bir sahnede tepelerden bile büyük, dev gibi. Bir tanesinde daha ufak kalıyor. Keşke bu konuda bir uzman ile çalışsalarmış. Kong’un yanında bulunduğu nesnelere göre boyutunu da tutarlı yapabilirlerdi.

Filmin konusunu neden değiştirmişler anlamıyorum. Dahası neden böyle boş bir konu koymuşlar onu anlamıyorum. Adaya Kong’u bulmaya gidiyorlar ve onu öldürmeye çalışıyorlar. Fakat daha sonra Kong’un aslında koruyucu olduğunu öğreniyorlar ve film bitiyor. Yani önceki filmlerde olan duygusallık ve konu zenginliği bu filmde yok. Sadece savaş delisi bir adam ile Kong’un hikayesi var ve süs olarak da farklı canavarları eklemişler.

Filmde Tom Hiddleston kahraman bir savaşçıyı canlandırıyor ama film boyunca yaptığı tek bir aksiyon sahnesi yok. Ne diye o şekilde koymuşlar anlamıyorum. Diğer taraftan silahların öldüremediği canavara kılıç ile saldıran ve yaralayan biri var.

Bir örümcek sahnesi var inanılmaz. Ağaçlara göre baktığınızda örümcek Kong kadar büyük görünüyor. Çünkü sahnede ağaçların boyutunu adamlara göre çıkartabiliyorsunuz ve örümcek ağaçların neredeyse iki katı. Kong ile adamın karşı karşıya geldiği sahnede Kong ağaçlara göre biraz daha büyük kalıyor. Buna baktığınızda örümcek Kong kadar olması gerekiyor.

Yani filmde o kadar fazla tutarsızlık var ki izlerken bu kadar da saçmalanmaz diye düşünüyorsunuz.

Nis 9, 2017 | Aksiyon, Fantastik, Macera
Kelimeler:

Uzay Yolcuları

Son zamanlarda uzay filmleri oldukça moda ve sürekli uzayda seyahati anlatan filmleri görüyoruz. Uzay Yolcuları da bu filmlerden bir tanesi ve başrollerinde Jenifer Lawrence ve Chris Pratt gibi son zamanların gözde iki oyuncusu yer alıyor. Michael Sheen de robot olarak filmde yer alıyor. Diğer büyük yıldız Laurence Fishburne ise filmde kısa bir şekilde görünüyor.

Filmde uzak bir yıldız sistemine seyahat eden yolcuların hikayesi anlatılıyor. Büyük bir meteor ile çarpışma olunca kalkanlarda bir zarar oluyor ve bunun üzerine yolculardan bir tanesi erkenden uyanıyor. Normalde 100-1500 yıl sonra uyanması gerekirken kaza sonrası erken uyanan bir tek o var. Önce buna çözüm üretmeye çalışıyor ama beceremiyor. Neredeyse bir yıl geçiyor ve yalnızlığa daha fazla dayanamayıp intihara kalkışıyor. Ama tam bu sırada uyuyan yolculardan birini görüyor ve aşık oluyor. Şimdi çok zor bir karar vermesi gerekiyor. Yolcuyu uyandırırsa yalnızlıktan kurtulacak ama bir anlamda aşık olduğu kadını ölüme terk etmiş olacak. Bunun üzerine kadını uyandırıyor ve bunu kaza gibi gösteriyor. Aralarındaki arkadaşlık zamanla ilerliyor ve aşık oluyorlar. Fakat kadın gerçeği öğreniyor ve adam ile konuşmayı bırakıyor.

Bu sırada gemide oluşan hasar da git gide daha kötüye gidiyor ve bunun üzerine yetkililerden bir tanesi uyanıyor. Fakat hasta olduğu için fazla yaşamıyor. Bunun üzerine ikili adamın yetkilerini kullanarak gemiyi düzeltmeye çalışıyor.

Filmin konusu genel olarak böyle. Konu güzel ama bazı yerleri çok tutarsız. Birincisi robot neden emirlere uymayıp kadına gerçeği söylüyor. Öyle olunca robot ile ilgili bir şey olacak sanıyorsunuz ama olmuyor. İkincisi yetkili neden uyanıyor. Gemi yok olma noktasında uyanması saçma. Dahası hasta uyanması ve ölmesi daha saçma. Son olarak normal bir adamın bir anda uzay gemisi mühendisi olması daha da saçma. Filmin sonundakinden hiç bahsetmeyeceğim.